18 Nisan 2012 Çarşamba

Aşk birkaç m2..


Kahkaha atarak verebileceğim bir cevabım yok. Aslında her hangi bir cevabım da yok. Ama hayatımızda bu kadar baskın olan bu duygu ötesi durumun hakkında bir şeyler diyip mutlu olasım var..  
Ben şöyle düşündüm hep; şehrin kalabalığında on dakikadır park yeri arıyorsun, bir bakıyorsun ki  ilerde bir araba çıkmak üzere. Sinyalini verip park yerine doğru ilerliyorsun ama senden daha hızlı davranan başka bir sürücü senden önce arabasını park ediyor. (arabası da son model bir spor araba muhtemelen)
Ya da aynı senaryoyu şöyle ifade edelim. Sen sinyalini yakıp park yerine doğru yanaşırken, çıkan arabanın yerine esnaf ahalisinden bir adam kimse park etmesin diye bir sandalye koyuyor.
İki durumda da değişen bir şey yok. Ha bir sandalye ya da son model bir spor araba.
Sen bir şekilde ya kavga haline bürüneceksin ya da olur öyle amk diyip, ilerleyip başka bir park yeri arayacaksın. Anlatsanıza bana o an ki öç alıcı fantezilerinizi?
İşte aşk, doğru zamanda doğru yerde bile olsanız, size kısmen sunulan bir iltifat. Aşk doğanın 'sen bakarken soyunamıyorum'  deme şekli. Yani biz ne istersek isteyelim doğa bize kendini ne kadar teşhir ederse yaşayabileceklerimiz onunla sınırlı. Aşk yaşadığımız yerde, o şehirde, etrafı çok az bir metrekareyle çevrili.
Bence aşk ne demek? Stres, sempton giderici davranışlar, stres kontrolüyle uğraşırken hayatı kaçırmak demek. Aslında aşk, aşkı aramak değil, an itibariyle bize sunulan materyalleri kontrollü tüketmek demek. Bir kişi de çıkıp dese ya; yolda yürürken ya da otobüste hayatımın aşkını buldum. hassiktir lan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder