Annem ilk gün okula götürdüğünde öğretmenime tutulmuştum. Adı Gülizar'dı. Öğretmenim sarı saçlı mavi gözlü biraz etine dolgun ama zarif bir
kadındı. Ağzında dans eden her kelimenin her harfi ayrı bir enstrüman,
kullandığı her bağlaç alkışlamak için verilmiş bir araydı sanki.
Haftanın ilk günü ilk karşılaşması sanki en sevdiğin şiiri yazarından
dinlemek gibiydi ve ilk tek heceli kelimeyi ondan öğrenmiştim. Ve nasıl
şair olunur artık anlamaya başlamıştım. Aşk'la…
İlkokul yıllarım
ilklerin uç uca eklenmesiyle bir nefeste geçmişti. Ve artık
damarlarımda geri dönüşü mümkün olmayan bir macera duygusu, boyumdan
büyük bir çantayla yola koyulmuştum. Her kış bahar, her bahar bayram,
her bayram çilek tadında olmalıydı. Anadolu’nun en ücra kasabasına
öğretmen olarak atanmış bir kız çocuğu korkusuyla ama kocaman gözleriyle
gülümseyen insanları tanıma heyecanıyla gidiyordum sana…
Hayat
bayat tatlarıyla karşılıyordu çoğu zaman. Kendim gibi zannettim ve
gülümsemek için yüzlerce sebep buluyordum yersiz yersiz. İçimdeki ses,
oralarda bir yerlerde diyordu. Oralarda işte..
Az
gittim çok gittim ama gittim yılmadan hayata. “O sana gelmese de, sen
ona git” di felsefem. Hayat kolaydı. Annem ablalarım gölge gibi, nefes
gibiydiler, daha düşmeden kaldırıyorlardı her seferinde. Her şeyin hep
kolay bir çözümü vardı yani. Matematikte öğretilen küçük ip uçları gibi
zannediyordum hayatı. Ortak paranteze al, çarpanlarına ayır,
sadeleştirmeleri yap, ağzımın ortasına çarpacağını hesap edemeden. En
muhteşem hatamı yapmak için bütün alt yapımı taa o zamanlarda
hazırlamıştım. Belki de yıllar sonra yazacağım sözleri o zaman
planlamıştım;
"Bilirim yar bilirim, ama giderim.. Aşk benim seyr-ül seferim…"
Utanmadan geçer diyorsun arkana bakmadan, umursamadan. Takip etmezmiş
gibi geliyor yıllar. Yada ne kadar takip edebilir ki diyorsun, izimi
kaybettiririm köşeyi dönmeden. Eşgalin her köşe başında üçüncü hamur
kirli bir kağıtta. Cellatın seni arıyor haberin yok.
Ve
olacaklardan habersiz derin bir nefes alıyorsun, puslu, kör kalplerde
geçireceğin rötarlı zamanların hesabını yapıyormuş gibi.
Sanki boğuluyorum lan diyeceğini biliyormuşsun gibi.
Ama alıyorsun o nefesi, derin derinn…
sokağa çıkmanın babam tarafından yasak olduğu bi çocukluktu benimkisi.zil çaldığında bende sınıf yerine sokağa çıkar pastaneden ay çöreği alır ve sırt çantamın tüm ağırlığıyla kapı önünde oynayan çocukları seyredebileceğim bir eşiğe yerleşirdim. son zil çalana dek onları seyreder ay çöreğimden timtikler ve mutlu olmanın tadını çıkarırdım. ismi evrendi okul sokağında oynayan o minik elli ay çöreğimi paylaştığım çocuğun adı ve ben kocca kız oldum herşeyi unuttum zamanla unutmadığım tek isim kaldı aklımda. aşka evren dedim çocuk dünyamda.ve evrenim hep aşk kaldı çocukluğumdan bu yana... yaşasın ilkokul anıları yaşasın ilkokul aşkları...
YanıtlaSil